0-5
Küçükken saat dolu bir kazana düşmüşüm. Bu talihsiz kaza, bana randevulara hiç gecikmemek gib bir yetenek bahşetmiş. Hep tam zamanında geliyorum. Ben buradayım, o yok. Altı kitapçı üstü kafe olan bu mekanda buluşacaktık. Kafenin ikinci katına bakıyorum, orada da yok. Henüz gelmemiş. Ama olabilir. Hiçbir çift randevuya aynı anda gelemez. Hep birisi ya önce gelir ya sonra. Burada ben önce gelmiş oluyorum. Olabilir...
Geldiğinde kolayca görsün diye alt kata bir yere oturuyorum. Oturduğum yer kitapçıdan kafeye çıkan merdiveni kolayca görüyor. Böylece sürekli önüme bakmam gerekmiyor. Merdivenden çıkanlara "acaba o mu" diye bakarak vakit öldürebilirim. Hem zaten şimdi gelir...
5-10
"Buna bir gecikme diyebilir miyiz?" Bir karar vermeliyim. Şayet bu bir gecikmeyse çay istiycem. Yok eğer bu bir gecikme değilse o geldiğinde çayı birlikte içicez. Şimdilik bunun bir gecikme olmadığı, olayı 'henüz gelmedi' olarak tanımlamaya devam etme kararı alıyorum. Ne var ki insan beklerken bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyor. Ben de bir şey yapıyor olmak için bir sigara yakıyorum. Vakit geçer. Biri merdivenleri çıkıyor. Önce kafasını görüyorum. Oh evet, bu bir kız kafası... Hadi ya! Geri kalan kısımları da bir kıza ait olmakla birlikte, ne yazık ki benim beklediğim kişi değil. Olsun. Olabilir. İnsanlar "henüz gelmeyebilirler". Bunu mesele yapmaya gerek yok. Beklemek sinir bozucu ama kendini kahretmeye de değmez. Birazdan gelir... Bir kafa daha... Değil... Kafa trafiği... Bunlar grup halinde gelmiş... Sigara içtim vakit geçti... Sıkılmadım ki...
10-15
"Dikkat dikkat! Tüm birimlere... Beklenen kişi resmi olarak "gecikmiş" ilan edilmiştir. Şu andan itibaren bekleme modundan sıkılma moduna geçilmesi, yanakların kızartılması, umutsuzluk oranının arttırılması, karın bölgesinde kaşıntı başlatılması ve nikotin ihtiyacının sıklaştırılması önemle duyrulur... Gözlüklü sen de bi çay söyle!" Bir çay söylüyorum. Literatüre göre bu "Abi bu kız gecikecek, bari beklerken ben bir çay içeyim" çayı. Hakikaten garson da tam tarif ettiğim çayı getiriyor. Garson anasının gözü. Tek geldiğimi görünce ilk beş dakika bana aldırış etmedi. 7. dakikada, çay içeceksem sesleneyim diye yakınımda turlar attı. 11. dakikada zaten gözümün içine bakarken yakaladım kendisini. Kimbilir kaç kez yaşadı bunu. Çayı uzun uzun karıştırıyorum. Acele etmiyorum. Niye edeyim ki?
15-20
Şimdi çayı içicem ve ça buna pişman olucak. Mecburum. Vaktin geçmesi lazım. Kaşıkta kalan çayın bardağa damlamasını bekliyorum; ıslak kaşığı tabaktaki peçetenin üstüne bırakıp peçetenin ıslaklığı emmesini seyrediyorum; mini mini yudumlar alıyorum çaydan; fincanı avcumun ortasına alıp sözde üşüyen ellerimi ısıtıyorum; dudaklarıma yaklaştırıp üflüyorum, sıcak yüzeye çarpan nefes buhar olarak gözlük camlarıma geri dönüyor; fincanı masaya bırakıyorum, masanın cam yüzeyinde yuvarlak bir ıslaklık oluşuyor, onu serçe parmağımla siliyorum; fincanı sallayıp dipteki tortunun sağa sola hareketini gözlemliyorum ama o gelmiyor. Tüm bunları yaparken başım öne eğik olduğu için yakınımda bir karaltı hissetiğim her an "o geldi" zannıyla başımı kaldırıyor, ardından hüsranla indiriyorum. Olsun. Olabilir. İnsanlar "gecikebilirler". Bunu da mesele yapmaya gerek yok. Çayla yüzgöz oldum, vakit geçti. Eli kulağındadır, birazdan gelir...
20-25
Sol çaprazımdaki masada bir kız bana baktıktan sonra yanındakinin kulağına eğilip birşeyler fısıldıyor. Beni mi çekiştiriyorlar? Elbette! Tüm kafe sakinleri, şu an beklediğim kişinin geciktiğinin ama benim onu beklemeye devcam ettiğimin farkında. Bana acıyorlar. Kafe sahibi olduğunu tahmin ettiğim sakallı şahıs az önce bir kahkaha attı. Kesin bana güldü. Enayiyim oğlum ben... Ben... Ben aşağılık bir insanım, zavallıyım. Üstümde meteorolojinin ilgi alanına girmeyen kara bulutlar dolaşıyor. Kalkıp gidemiyorum da. Kalkıp gitsem tüm kafe arkamdan "yuh hayvan insan sevgilisini bu kadarcık mı bekler" diyecek. Kıza da yazık. Gelip de beni bulamazsa kendisini suçlu hissedecek. Hiç kıyamam. Hem şu aralar gelmesi lazım...
25-30
Şey olabilir mi ya? Hani ben yedide buluşacağız diye geldim ama belki de yedi buçukta buluşacaktık. Olamaz mı yani böyle bir şey? Gecikme falan yoktur bu durumda. Ama hayır, "yedi" dediğimden eminim. Ben eminim ama ya o "yedi buçuk" zannediyorsa? Evet evet, kesin böyle oldu. Bir defasında da "merkezde buluşalım" demişti de ben onu AKM'nin önünde beklerken aynı anda o da heykelin önünde beni beklemiş, daha sonra da "heykelin Taksim'in merkezinde olduğunu, dolayısıyla merkez diyerek heykeli kastettiğini" iddia etmişti. Ulan... Ulan yoksa burada mı buluşmayacaktık? Salak gibi yanlış yerde mi bekliyorum deminden beri? Bir de şu var... Tüm bunlar olabiliyorsa belki o şu an üst kattadır ve ben ilk baktığımda onu görememişimdir. Bu çok olası, çünkü ikinci kattakilerde "biriyle buluşacaktık da gelmiş mi diye bakıyorum" izlenimi uyandırmamak için üstünkörü bir bakış fırlatmıştım. Haa bu arada şimdi aklıma geldi, tuvaletten dönerken bu kata da göz ucuyla bir kez daha bakayım. Çünkü onun ikinci katta oturuyor olmasından daha saçma bir şey varsa o da aynı katta oturuyor fakat birbirimizi görmüyor olmamızdır. Olabilir böyle bir şey. Esasen bu saatten sonra her şey olabilir.
30-35
Beşinci sigaramı yakmak için yeteri kadar zaman geçmiştir herhalde. Vakit geçiyor ya sigara içince. Dur bir de çay söyleyeyim sigaranın yanına. Nasılsa artık gelmez. Bu yüzden literatüre göre "abi bu kız gelmeyecek, ben bir çay daha içeyim de hesap makul bir hal alsın" anlamına gelen ikinci çayı söylüyorum. Garson "iki numaraya bir çay" diye sesleniyor... Nasıl ulan? Ne hakla? Ben gittikten sonra arkamdan uzun uzun "hani şu bekleyen çocuk vardı ya" dememek için kısaca 'iki numara' diye isim takmışlar. Belli ki günlerce beni konuşacaklar. 2 numarayım oğlum ben... Çayı da söyledik, bir müddet daha burdayız... Şu o mu?
35-40
Niye olsun ki? Hala niye umut biriktiriyorum? Artık kalkmam gerekiyor. Bir şekilde bitmesi lazım. Hem zaten şu anda gelecekse yola saat yedide falan çıkmış olmalı. Eh, randevusuna gitmek için randevu saatinde yola çıkan birisi o buluşmayı haketmiyor demektir. Bu tezi beklerken geliştirdim. Bu saatten sonra gelmese de olur. Ayrıca kafe sahibine de yazık. Bu kadar beklediğimi gördükten sonra kesin Claduia Schiffer ya da Sharon Stone'un geleceğini zannediyordur. Onu hayalkırıklığına uğratmaya hakkım yok. "Acımıycak, bir şey olmayacak" diye kendimi teskin ederek içtiğim çayların parasını ödüyor, kimsenin yüzüne bakmadan mağrur ve hızlı adımlarla oradan ayrılıyorum. Kendimi gol yemiş gibi hissediyorum, ama olabilir. İnsan gol yiyebilir...
***
Gelmedi. Kafeden çıktıktan sonra, belki yolda karşılaşırız diye yolun ne tarafından yürüyeceğini kestirerek o yönden yürüdüm. Karşılaşmadık. Otobüse binerken, durağa gelen otobüsleri "şimdi o inecek" diye taradım. İnmedi. Otobüs giderken yanımdan geçen otobüs camlarında onu aradım. Bulamadım. Eve döndüğümde bile beklemeye devam ettim. Ben beklemeye devam ettikçe o gelmedi. O, hiç gelmedi...
Küçükken saat dolu bir kazana düşmüşüm. Bu talihsiz kaza, bana randevulara hiç gecikmemek gib bir yetenek bahşetmiş. Hep tam zamanında geliyorum. Ben buradayım, o yok. Altı kitapçı üstü kafe olan bu mekanda buluşacaktık. Kafenin ikinci katına bakıyorum, orada da yok. Henüz gelmemiş. Ama olabilir. Hiçbir çift randevuya aynı anda gelemez. Hep birisi ya önce gelir ya sonra. Burada ben önce gelmiş oluyorum. Olabilir...
Geldiğinde kolayca görsün diye alt kata bir yere oturuyorum. Oturduğum yer kitapçıdan kafeye çıkan merdiveni kolayca görüyor. Böylece sürekli önüme bakmam gerekmiyor. Merdivenden çıkanlara "acaba o mu" diye bakarak vakit öldürebilirim. Hem zaten şimdi gelir...
5-10
"Buna bir gecikme diyebilir miyiz?" Bir karar vermeliyim. Şayet bu bir gecikmeyse çay istiycem. Yok eğer bu bir gecikme değilse o geldiğinde çayı birlikte içicez. Şimdilik bunun bir gecikme olmadığı, olayı 'henüz gelmedi' olarak tanımlamaya devam etme kararı alıyorum. Ne var ki insan beklerken bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyor. Ben de bir şey yapıyor olmak için bir sigara yakıyorum. Vakit geçer. Biri merdivenleri çıkıyor. Önce kafasını görüyorum. Oh evet, bu bir kız kafası... Hadi ya! Geri kalan kısımları da bir kıza ait olmakla birlikte, ne yazık ki benim beklediğim kişi değil. Olsun. Olabilir. İnsanlar "henüz gelmeyebilirler". Bunu mesele yapmaya gerek yok. Beklemek sinir bozucu ama kendini kahretmeye de değmez. Birazdan gelir... Bir kafa daha... Değil... Kafa trafiği... Bunlar grup halinde gelmiş... Sigara içtim vakit geçti... Sıkılmadım ki...
10-15
"Dikkat dikkat! Tüm birimlere... Beklenen kişi resmi olarak "gecikmiş" ilan edilmiştir. Şu andan itibaren bekleme modundan sıkılma moduna geçilmesi, yanakların kızartılması, umutsuzluk oranının arttırılması, karın bölgesinde kaşıntı başlatılması ve nikotin ihtiyacının sıklaştırılması önemle duyrulur... Gözlüklü sen de bi çay söyle!" Bir çay söylüyorum. Literatüre göre bu "Abi bu kız gecikecek, bari beklerken ben bir çay içeyim" çayı. Hakikaten garson da tam tarif ettiğim çayı getiriyor. Garson anasının gözü. Tek geldiğimi görünce ilk beş dakika bana aldırış etmedi. 7. dakikada, çay içeceksem sesleneyim diye yakınımda turlar attı. 11. dakikada zaten gözümün içine bakarken yakaladım kendisini. Kimbilir kaç kez yaşadı bunu. Çayı uzun uzun karıştırıyorum. Acele etmiyorum. Niye edeyim ki?
15-20
Şimdi çayı içicem ve ça buna pişman olucak. Mecburum. Vaktin geçmesi lazım. Kaşıkta kalan çayın bardağa damlamasını bekliyorum; ıslak kaşığı tabaktaki peçetenin üstüne bırakıp peçetenin ıslaklığı emmesini seyrediyorum; mini mini yudumlar alıyorum çaydan; fincanı avcumun ortasına alıp sözde üşüyen ellerimi ısıtıyorum; dudaklarıma yaklaştırıp üflüyorum, sıcak yüzeye çarpan nefes buhar olarak gözlük camlarıma geri dönüyor; fincanı masaya bırakıyorum, masanın cam yüzeyinde yuvarlak bir ıslaklık oluşuyor, onu serçe parmağımla siliyorum; fincanı sallayıp dipteki tortunun sağa sola hareketini gözlemliyorum ama o gelmiyor. Tüm bunları yaparken başım öne eğik olduğu için yakınımda bir karaltı hissetiğim her an "o geldi" zannıyla başımı kaldırıyor, ardından hüsranla indiriyorum. Olsun. Olabilir. İnsanlar "gecikebilirler". Bunu da mesele yapmaya gerek yok. Çayla yüzgöz oldum, vakit geçti. Eli kulağındadır, birazdan gelir...
20-25
Sol çaprazımdaki masada bir kız bana baktıktan sonra yanındakinin kulağına eğilip birşeyler fısıldıyor. Beni mi çekiştiriyorlar? Elbette! Tüm kafe sakinleri, şu an beklediğim kişinin geciktiğinin ama benim onu beklemeye devcam ettiğimin farkında. Bana acıyorlar. Kafe sahibi olduğunu tahmin ettiğim sakallı şahıs az önce bir kahkaha attı. Kesin bana güldü. Enayiyim oğlum ben... Ben... Ben aşağılık bir insanım, zavallıyım. Üstümde meteorolojinin ilgi alanına girmeyen kara bulutlar dolaşıyor. Kalkıp gidemiyorum da. Kalkıp gitsem tüm kafe arkamdan "yuh hayvan insan sevgilisini bu kadarcık mı bekler" diyecek. Kıza da yazık. Gelip de beni bulamazsa kendisini suçlu hissedecek. Hiç kıyamam. Hem şu aralar gelmesi lazım...
25-30
Şey olabilir mi ya? Hani ben yedide buluşacağız diye geldim ama belki de yedi buçukta buluşacaktık. Olamaz mı yani böyle bir şey? Gecikme falan yoktur bu durumda. Ama hayır, "yedi" dediğimden eminim. Ben eminim ama ya o "yedi buçuk" zannediyorsa? Evet evet, kesin böyle oldu. Bir defasında da "merkezde buluşalım" demişti de ben onu AKM'nin önünde beklerken aynı anda o da heykelin önünde beni beklemiş, daha sonra da "heykelin Taksim'in merkezinde olduğunu, dolayısıyla merkez diyerek heykeli kastettiğini" iddia etmişti. Ulan... Ulan yoksa burada mı buluşmayacaktık? Salak gibi yanlış yerde mi bekliyorum deminden beri? Bir de şu var... Tüm bunlar olabiliyorsa belki o şu an üst kattadır ve ben ilk baktığımda onu görememişimdir. Bu çok olası, çünkü ikinci kattakilerde "biriyle buluşacaktık da gelmiş mi diye bakıyorum" izlenimi uyandırmamak için üstünkörü bir bakış fırlatmıştım. Haa bu arada şimdi aklıma geldi, tuvaletten dönerken bu kata da göz ucuyla bir kez daha bakayım. Çünkü onun ikinci katta oturuyor olmasından daha saçma bir şey varsa o da aynı katta oturuyor fakat birbirimizi görmüyor olmamızdır. Olabilir böyle bir şey. Esasen bu saatten sonra her şey olabilir.
30-35
Beşinci sigaramı yakmak için yeteri kadar zaman geçmiştir herhalde. Vakit geçiyor ya sigara içince. Dur bir de çay söyleyeyim sigaranın yanına. Nasılsa artık gelmez. Bu yüzden literatüre göre "abi bu kız gelmeyecek, ben bir çay daha içeyim de hesap makul bir hal alsın" anlamına gelen ikinci çayı söylüyorum. Garson "iki numaraya bir çay" diye sesleniyor... Nasıl ulan? Ne hakla? Ben gittikten sonra arkamdan uzun uzun "hani şu bekleyen çocuk vardı ya" dememek için kısaca 'iki numara' diye isim takmışlar. Belli ki günlerce beni konuşacaklar. 2 numarayım oğlum ben... Çayı da söyledik, bir müddet daha burdayız... Şu o mu?
35-40
Niye olsun ki? Hala niye umut biriktiriyorum? Artık kalkmam gerekiyor. Bir şekilde bitmesi lazım. Hem zaten şu anda gelecekse yola saat yedide falan çıkmış olmalı. Eh, randevusuna gitmek için randevu saatinde yola çıkan birisi o buluşmayı haketmiyor demektir. Bu tezi beklerken geliştirdim. Bu saatten sonra gelmese de olur. Ayrıca kafe sahibine de yazık. Bu kadar beklediğimi gördükten sonra kesin Claduia Schiffer ya da Sharon Stone'un geleceğini zannediyordur. Onu hayalkırıklığına uğratmaya hakkım yok. "Acımıycak, bir şey olmayacak" diye kendimi teskin ederek içtiğim çayların parasını ödüyor, kimsenin yüzüne bakmadan mağrur ve hızlı adımlarla oradan ayrılıyorum. Kendimi gol yemiş gibi hissediyorum, ama olabilir. İnsan gol yiyebilir...
***
Gelmedi. Kafeden çıktıktan sonra, belki yolda karşılaşırız diye yolun ne tarafından yürüyeceğini kestirerek o yönden yürüdüm. Karşılaşmadık. Otobüse binerken, durağa gelen otobüsleri "şimdi o inecek" diye taradım. İnmedi. Otobüs giderken yanımdan geçen otobüs camlarında onu aradım. Bulamadım. Eve döndüğümde bile beklemeye devam ettim. Ben beklemeye devam ettikçe o gelmedi. O, hiç gelmedi...
8 yorum:
abi gönderdiğin çeki almadım ama, yolladığı tehdit mektubunu aldım. derhal ikinci yazımı gönderiyorum. bu da eski yazı abi, dikkat edersen hiç cep telefonu yok. bir de abi, tek tırnakları "soru işareti" olarak gösterdi. bir ara editlerim ben onu...
Benim anlamadığım 40 dakka bekleyen adam niye 5 dakka daha beklemiyor. Madem 5 dakka daha beklemeye tahammülü yok niye 30ncu dakkada bekledi o zaman. 5 dakka beklemeye tahammülü olmayan adam 0-5 beklemesini yapar, gelmemişse çekip gider. Böylelikle kadının da niye gelmediğini anlamış oluyoruz, böyle dengesiz bir insanla kim uğraşmak ister?
evet ilk beş dakika bekleyip gitmesi makul olan, ama vakti beş dakikalık fasılalara ayırıp, adamın her beş dakikanın başında beklemek ile gitmek arasında karar vermesini bekliyorsak (yazarı öyle kurmuş zaten), her düşünme anında yeniden makul bir karar vermesini ümid etmeliyiz.
zaten herhangi bir oyun teorisyeni de bilir ki "evvelden ne denli salaklıklar etmişsek edelim, bu ilerde mantıklı hareket etmeyeceğiz anlamına gelmez, gelemez."
hatta güzel bir atasözü de der ki "hatanın neresinden dönülürse kardır"
özet olarak, kız gelmeyerek ayıp etmiş.
ayriyetten abi eve gitmis oldugu halde hala bekliyor. icine dustugu saat dolu kazandaki saatlerin durmus olma ya da geri kaliyo olma ihtimali var. bu sebepten hepsinin ayni saati gostermiyor olmasi abinin birden fazla saat diliminde ayni statude var olabilmesini sagliyor olabilir. her bes dakika da tekrar basa donup beklemeye basladigi ilk hale donuyordur belki. bu kiz milleti bole yapar adami iste. bos ver abicim sen, sana kiz mi yok?
hakkımdaki iğrenç ve aşağılık mailları okudum:)
abi bi kere, beklemekten hiç vazgeçmiyor. sadece kafede beklemeyi bırakıyor. onunla ilgili bir teori geliştirmiş dikkat ettiysen. halbusi yolda, otobüste bile bir umut onunla karşılaşmayı umuyor, beklemekten hiç vazgeçemiyor bir anlamda.sonunda da diyor ki, "ben bekledikçe o gelmedi". gelmemesini bile beklemsine bağlıyor hatta.
5 dakikalık dilimlerde de yanlış anlama olmuş. ben sadece beklerken yaşadıklarını safha safha anlattım. bir insanın geciken birini beklerken ilk 5 dakikada hissettikleriyle 35. dakikada hissetiklerinin aynı olmayacağı çok açık. ben ilerleyişi anlattım, her 5 dakikada bir bekleyip beklememeye karar vermek gibi birşey sözkonusu değil.(kim uyduruyor bunları kuzum?) adam zaten bekliyor, sadece beklemek onun üzerinde ne gibi etkiler yapıyor onu görüyoruz. dönemsel bir çalışma bu, fransız ihtilali döneminde paris'te bir kafede yaşananlardan yola çıkarak dönemin fıransasına ışık tutuyor. bakın paragrafın sonuna doğru sinirlendim, adama da öyle oluyor işte.
Aman be ne de kıymetli zamanı varmış bu adamın. Bu tür durumlar için şöyle güzel bir deyişimiz vardır: "Daha çok beklersin güzelim". Keh küh kih.
Öteyandan; gerek cep telefonu kullanılmadan yazılan nadir güncel öykülerden biri olması, gerek mekan ve kişi tasvirleri, gerekse de uzun süre bekleyen bir insanın yaşayabileceği, paranoyaya varan ruh halleri ve davranış sapıtışmlarını özetlemesi bakımından şahane bir eser olmuş. (Adamı fazla da sinirlendirmemek lazım, nemelazım :)
sevgili konor,
öyle güzel anlatmışsın ki, sanki o kadede bekleyen bendim. okuduğumda, kahramanın yerine geçmek benim için çok kolay, öyle kolay ki anlatamam. zaten hiç kendi yerime geçmeyip hep okuduğum, izlediğim karakterlerden birinin yerine geçtiğimden dolayı bu kadar renkli, bu kadar farklı bir kişiliğim. burayı okuyan bayanlar benimle tanışmak isterseniz, boşverin, "bütün duygularım ağır yaralı" zaten.
ne diyordum. konör'cüğüm, ben olsam 40 dakikadan sonra da beklerdim. madem gelmiyor, kendi keyfime bakayım diye oturur, köşeden kaste alır, gastemi okur keyfime bakardım. hem alt kat kitapçıymış, gidip biraz kitaplara da bakabilirdin. ilgini dağıtmak için belki. oturup da beklemeye şartlanınca, nasıl da sapıtıyor insan değil mi? hem gelse ne olacak, hangi gelen, gerçekten beklenen olmuş ki şimdiye kadar (aklını şaşırttırırım)
takdir ediyorum, tebrik ediyorum abisi, ellerin dert görmesin.
abi o gün bayramdı galiba, gazete çıkmıyordu. eskiden böyle birşey vardı hatırlarsan. yoksa okurdum gazete filan. beni bilirsin, okumayı severim. seni de severim.
Yorum Gönder